• Dolar Alış / Satış: 3.367 / 3.373
  • Euro Alış / Satış: 3.63 / 3.637
  • KOCAELI:
  • Güneş: 08:05
  • Öğle: 12:59
  • İkindi: 15:19
  • Akşam: 17:41
  • Yatsı: 19:07
  • Hava Durumu Güncelleniyor..
13620862_10154359273459559_4772914309208828524_n

Külliye’de Neden Bin Küsür Oda Var?

30 Ağustos 2016
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz
60368 defa okundu.

Yeni Türkiye uluslararası ilişkilerini partiler, kişiler veya mezhepler üzerine kurmak yerine milletlerin arzusu üzerine senelerdir ilmek ilmek işliyor. Bu ilmekler ateşten çember içinde olan alemi İslam liderlerini Yeni Türkiye’ye düşman yaparken milletleri ise hayran bıraktırıyor. Bunu, “Erdoğan’ı bize verin, dünyaya diz çöktürelim.” diyen Pakistan halkına, Türk Bayrağını gördüğünde heyecandan avuçları titreyen Arakanlı çocuğa, Türk gemisi limana yanaştığında “Bugün aç uyumayacağız anne.” cümlesini sarf eden Filistinli bebeğe ve Erdoğan’a sarılırken gözleri yaşaran Gine Devlet Başkanı’na sorsak, şüphesiz ki en güzel açıklamayı onlar yapar.

Temel kazıklarının Beştepe’ye değil de gezizekalılara çakılmış gibi belirli bir kesime rahatsızlık veren Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin yapılması, aslında Yeni Türkiye’nin senelerdir izlediği dış politikanın, büyük devlet olma bilincinin ve İslam dünyasında baş olarak görülmesinin getirmiş olduğu zaruri bir ihtiyaç haliydi. İkinci Abdülhamit’in eyaletleri yönetim merkezi olan Yıldız Sarayı’nın, Yeni Türkiye versiyonu olan Külliye’nin neden bu denli ihtişamlı olduğunu Ahmet Davutoğlu’nun şu sözü gayet güzel açıklıyor; “Saraybosna’yı Şam’a ve Bingazi’yi Erzurum’a bağlayacağız…” Mevcut sistem içinde bu imkansız olsa da bir çıkış var; Başkanlık. Bu milletin başına bela olan mevcut rejim, öyle güzel başımıza sarılmış ki; doksan sene boyunca filiz verdikçe budanan, meyve verdikçe taşlanan bir ağaç olmuş Türkiye. Yeni Türkiye bu tabuyu yıkmaya başladığı vakit ipin ucunun kaçtığına kanaat getiren karanlık mason locaları, gezi olayları ile başlatılan Eski Türkiye’ye dönüş sürecini 15 Temmuz ile noktalama niyetindeydi. Gezi tutmadı, 17 Aralık ellerine yüzlerine bulaştı, 15 Temmuz’da şamar yediler. Peki şimdi ne olacak? Şimdi bizim zamanımız. İşte şimdi, istikbal inkılabı içinde en yüksek gür sadayı İslam’ın sadası yapma vakti.

Üçüncü Dünya Savaşı’na şahitlik ettiğimiz bu günlerde içimizdeki akıllılar dışında yedi düvelin sezdiği ve bildiği bir gerçek var.  Osmanlı’nın torunlarının, dedelerinin hüküm sürdükleri topraklarda inceden inceye yeniden nüfuz ediniyor olması. Televizyonlarda diriliş filmlerinin oynatılması, Erdoğan’ın törenlerde on altı Türk Devleti’ni temsilen askerler bulundurması, birçok projenin açılışında ve resmi programlar öncesinde Kur’an okuması; bunların hepsinin bir sebebi var. Bu millete diriliş bilincini aşılamak ve öze dönmek. Aşının işe yaradığına, bıyığı yeni terleyen delikanlıların 15 Temmuz gecesi tank kovalamasıyla kanaat ettik.  Şimdi ise Cerablus yani Halep, dirilişin ilk fiili adımı aslında. Yalnızca somutlaşması birkaç sene alacak.

Günün birinde ismi bende saklı olan bir bakanımızla Ankara’da çay içerken kendisine, “Sayın bakanım rejimi tıkandı. Başkanlığa ihtiyaç var lakin anayasadaki değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez maddeleri biliyorsunuz.” dediğimde “Değiştirilemez, diyeni değiştirir ondan sonra da onu değiştirirsin evladım.” demişti. Verdiği cevap öyle manidardı ki her işin bir yolu vardır der gibiydi. Sanki söylemek istediği o kadar çok şey vardı da makamı gereği söyleyemiyor gibiydi. Verdiği bu cevabın ardından mahcup bir şekilde tebessüm ettiğimi görünce “Başkanlık şart evladım. Külliyede neden o kadar oda var hiç düşündün mü?” diye devam edip, çayından son yudumunu aldı ; “Bana müsade.”deyip ofisine geçti. O günden sonra açık bir şekilde anladım ki, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ndeki odaların isimleri bile verilmişti; Nahcivan Eyaleti, Tiflis Eyaleti, Habeş Eyaleti, Adana Eyaleti, Anadolu Eyaleti, Bosna Eyaleti, Bağdat Eyaleti ve daha ismini saymakta zorlandığım yüz elliye yakın eyalet ismi şu anda külliyedeki odalara verildi bile. 15 Temmuz’dan sonra bir kez daha idrak ettik ki kim ne derse desin, Büyük Türkiye için her şey göze alınmış durumda.

Cumhurbaşkanımız, başbakanımız başta olmak üzere bizim, seksen milyonun eceliyle yatakta ölmeye hiç mi hiç niyeti yok. Ya dirilişe şahitlik edecek, ya şehit olacağız. Peki, kanamalı bu zaman diliminde yalnız mı olacağız? Belki devlet olarak evet ama millet olarak hayır.  Bu cümle size Çanakkale Savaşı’nı hatırlattı mı? Orada da devlet olarak yalnızdık ama yanımızda ümmet vardı, ve biz her cephede galip geldik. Savaşta kaybetmediğimiz topraklarımızı, mason kumandanlarımız yüzünden masada kaybetmiştik.  İşte tam bir asır sonra Cenab-ı Hakk bu millete bir kez daha rahmet etti ve 15 Temmuz gecesi bize güneşi ve gündüzü nasip eyledi. Çok kez söylediğim üzere, yeni Türkiye’nin kutlu doğumu gerçekleşti. Yürümeyi öğrenip, koşmamız ise sadece biraz zaman alacak, çok az kaldı…

 

YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN

143 sorgu 0,353 saniyede tamamlandı.